6 Ağustos 2019 Salı

Bunları biliyormuydunuz?

HABERİ DERLEYEN
RUKİYE DEMİR
BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

EN ÖNEMLİ SAĞLIK BİLGİLERİNİ SİZLER İÇİN DERLEDİK.



SU İNSANLAR İÇİN EN ÖNEMLİ İHTİYAÇTIR. BİRÇOK HASTALIKLARIN SEBEBİ VÜCUDUN SUSUZ KALMASINDAN KAYNAKLANIR. ALKALİ SU İÇMEK GEREK.






 





























MEDİREVO DOĞRUDAN SATIŞ A.Ş.nin BOR Madeni baz alınarak ürettiği ürünleri alış veriş yapmanız için aşağıdaki linki tıklayın.

7 Mart 2019 Perşembe

8 Mart Dünya Kadınlar Günü!.. Türkiye'de İşkence, Saldırı ve Zulme Maruz, Çile Çeken, Feryat Eden, "İMDAT" Çığlıkları Atan, Masum ve Müsemma; Alçak, Kâfir ve Zalimlerin Eline Düşmüş Sahipsiz/Devletsiz Küçücük, Minnacık Kelebekler ve Melekler Misali KIZ ÇOCUKLARI!..

8 Mart Dünya Kadınlar Günü!.. 
Ve Türkiye Cumhuriyeti İklimi... 
Türkiye'de İşkence, Saldırı ve Zulme Maruz, Çile Çeken, Feryat Eden, "İMDAT" Çığlıkları Atan, Masum ve Müsemma; Alçak, Kâfir ve Zalimlerin Eline Düşmüş Sahipsiz/Devletsiz Küçücük, Minnacık Kelebekler ve Melekler Misali KIZ ÇOCUKLARI!..
Bu gün: "8 Mart Dünya Kadınlar Günü"
Tam da bu alçaklığın, rezillik, kalleşlik ve kepazeliğin; Merhametsiz İşkence ve mezalimin üstüne gitme; Masum ve Meleksi, biçare Kız Çocuklarını "Allah Rızası İçin ve İnsanlık Namına" kurtarma, gafil, mel'un, sapık ve zalimleri en ağır surette cezalandırma zamanıdır. HAYDİ, GERÇEK ANNE, BABA VE İNSANLAR İŞ BAŞINA!..
***
SEBEP SENSİN.
"SENİN SUSMAN VE ONLARA EVET DEMENDİR"
SENİN SUSMAN OLANLARA EVET DEMENDİR!.....
"Gazete, Sosyal Medya ve Ajanslardan Alıntıdır
(07.03.2019-eturkiyeyizbiz@googlegroups.com)"

* Bolu'da imam nikahıyla evlendirilen 11 yaşındaki kız çocuğunun sekiz aylık hamile olduğu ortaya çıktı.

* Samsun'da otomobil çarptı diye koma halinde hastaneye getirilen 14 yaşındaki kız çocuğunun, imam nikahlı eşi tarafından odunla dövüldüğü, sonra da kaza süsü vermek için motosikletle üzerinden geçildiği anlaşıldı.

* Ordu'da 13 yaşındayken para karşılığında evlendirilen kız çocuğu, sürekli dayak yediği 40 yaşındaki herifin evi terketmesi üzerine, kendi ailesi tarafından kabul edilmedi, henüz 17 yaşındayken üç çocuğuyla ortada kaldı.

* Gaziantep'te özel hastanede 18 yaşında birinin kimliğiyle doğum yaptırılan kız çocuğunun, aslında 12 yaşında olduğu tespit edildi.

* Adana'da 13 yaşındaki kız çocuğuna düğün yapıldı. Sakarya'da kuzeniyle evlendirilen 15 yaşındaki kız çocuğu, evden kaçıp polise sığındı.

* Tekirdağ'da bir noterin, 14 yaşındaki kızlarını evlendirmek isteyen ana-babaya muvafakatname verdiği belirlendi.

* Tokat'ta evlendirilen 12 yaşındaki kız çocuğunun dört aylık hamile olduğu anlaşıldı.

* Ağrı'da 16 yaşında evlendirilen kız çocuğu, işkence yapılmış, tuvalette eli kolu bağlanmış halde bulundu.

* İzmir'de 12 yaşında evlendirilen kız çocuğu, sezaryenle doğum yaptı.

* Adana'da imam nikahıyla evlendirilen 16 yaşındaki kız çocuğu, trenin önüne atladı.

* Korunması Gereken Çocuklar Sempozyumu'nda konuşan Gümüşhane Üniversitesi öğretim üyesi, bizzat yaşadığı hadiseyi anlattı, “yol kenarında bir kız çocuğunu kucağında bebeğiyle ağlarken gördüm, 16 yaşındayken evlendirilmiş, anne olmuş, bebeğinin eli yanmış, ne yapacağını bilmiyor, bebeğiyle birlikte ağlıyordu, aslında orada bir anne ağlamıyordu, iki çocuk ağlıyordu” dedi.

* Kayseri'de para karşılığında evlendirildiği herif tarafından sokağa atılan, kamyonet kasasında yaşayan 15 yaşındaki kız çocuğu, av tüfeğiyle canına kıydı.

* Konya'da 16 yaşındayken evlendirilen kız çocuğu, inşaatın yedinci katından atladı.

* Siirt'te dünyaya geldi, ismi Kader'di, 12 yaşında evlendirildi, 13 yaşında anne oldu, 14 yaşında canına kıydı, adı üstünde kaderi böyleymiş denildi, geçildi.

* 12 yaşındayken iki bilezik karşılığında 40 yaşındaki evli herife kuma verildiği ortaya çıkan kız çocuğu “yanına yatmaya korkardım, bana oyuncak almayınca ağlardım” dedi.

* 11 yaşındayken 40 yaşındaki herifle evlendirilen kız çocuğu “çocuk doğuramıyor diye dövüldüğünü, üç dört sene kaynanasının koynunda yattığını” söyledi.

* 30 yaşında biriyle evlendirilen 13 yaşındaki kız çocuğu, seneler sonra gazete röportajında anlattı: “İlk gece beni tek başıma odaya soktular, korkudan bayıldım, kolonya verdiler, evlendirildiğim kişi odaya geldi, ‘hadi gel seninle evcilik oyunu oynayalım' dedi, bu cümleyi hayatım boyunca unutmayacağım…”

* 12 yaşındayken okulundan alınıp, başlık parası karşılığında 50 yaşındaki herifin koynuna sokulduğu anlaşılan kız çocuğu “derslerim çok iyiydi, rüyamda sürekli mezun olduğumu, diploma aldığımı görüyorum” dedi.

* Henüz 14 yaşındayken 10 bin lira karşılığında, beş çocuk, dokuz torun sahibi 70 yaşındaki herife verilen kız çocuğu, seneler sonra bu konuda araştırma yapan üniversite ekibine anlattı, “annemi asla affetmeyeceğim, hayatımı değiştirme imkanım olsaydı, en önce babamı değiştirirdim” dedi.

**** Akp hükümeti, işte bu sapıklara af kanunu çıkarmaya çalışmıştı.

Geceyarısı sessiz sedasız meclisten geçirirken muhalefet partilerine yakalanan adalet bakanımız “bunlar tecavüzcü değil, cinsel istismar suçunu zorla işlemiş kişiler değil, tamamen ailelerin ve küçüğün de rızasıyla yapılmış işler” demişti.

Adalet bakanımızın “küçüğün de rızasıyla yapılmış işler” dediği işler, işte bu işlerdi!

Ve bu işler… Sadece ahlaksız babalar, utanmaz dünürler, sapık damatlarla yapılmıyordu. İmamlarla yapılıyordu.

Çünkü, imamlar nikah kıyıyor, imamlar onaylıyordu.

Babalar istedikleri kadar ahlaksız olsun, dünürler istedikleri kadar utanmaz olsun… İmamlar rıza göstermese, bu insanlık suçu işlenemezdi.

İmamlar, nikahını kıy diye kendilerine getirilen kız çocuklarını polise, jandarmaya, savcıya bildirse, bu talihsiz kız çocukları, babaları hatta dedeleri yaşındaki sapıkların yatağına sokulamazdı.

İmamlar, bu işlerin olmazsa olmazıydı.

Sapıklara af kanunu çıkarmayı başaramayan hükümetimiz ne yaptı?
İmamlara resmi nikah kıyma yetkisi verdi.

Ve, İstanbul'da ortaya çıktı… Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne son beş ayda 15 yaşından küçük 115 hamile çocuk getirilmiş, polise bildirilmemiş, basına yansıyana kadar soruşturma bile açılmamış, üstü örtülmüş, sırf bu hastaneye yılda 500'ün üzerinde hamile çocuk getiriliyormuş.

Bu ‘milli utanç' vesilesiyle tekrar soruyorum…
Bu çocuklara imam nikahını kimler kıydı?
Bu çocukların sapık heriflerin koynuna sokulmasına kimler dinimiz adına onay verdi?

Sayın hükümetimiz tarafından resmi nikah kıyma yetkisi verilen imamlar olmasa, Türkiye bu dünya çapındaki ‘hamile çocuklar' utancını yaşar mıydı?

BENCE ÇÖZÜM:
16 yıl bütün ihaleleri yandaşlara verdiniz
16 yıl hep yandaşların borçlarını sildiniz
16 yıl hep yandaşları işe aldınız
16 yıl yapılan her işten komisyon alıp cebinizi doldurdunuz.
Beka sorunumuz yok ama sizlerin ikbal ve istikbal endişesi var.
UYANMAK YETMEZ, UYANDIRMAK DA LAZIM.
DİN İMAN SOSLU YALANLA TALANA DEVAM EDİLİRSE, ORTADA RİYAKAR VE SAHTEKAR DOLANDIRICILAR VE ŞARLATANLARDAN BAŞKASI KALMAZ.
OKUMUŞ VE OKUMAMIŞ CAHİLLERE GÖRE SÖZÜM YOKTUR.
ETKİ AJANLARIYLA DA MUHATAP DEĞİLİM.
SÖZÜM "DÜRÜST, MAKUL, ORTA ZEKALI" VE MÜSTEMLEKE MÜLTEZİMLERİNCE UYGULANAN SOSYO-EKONOMİK POLİTİKALARLA FAKİRLEŞTİRİP AKLINI, HAYSİYET VE ŞEREFİNİ, KİMLİK VE KİŞİLİĞİNİ HALA KAYBETTİREMEDİĞİ KİMSELEREDİR

4 Mart 2019 Pazartesi

Her Gün 10 Dakika NUTUK-"LÜTFEN!.. Bu link'e tık'layın ve toplam 136 video'ya ulaşın" ULUSAL HABER & ULUSAL AJANS

cengiz7 ay önce: Hocam sen bi harikasın. Teşekkürler

T.C Sahra Gözde Gezgin7 ay önce: Canım Atam. Senden senin eserlerinden ve senin çizdiğin yoldan geri dönersem benim canım çıksın. Bunu başarmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecek. Ölümüne senin yolundan gideceğim. Ölümüne Kemalist'im. Evelallah.

Senem Senem7 ay önce: Hoş geldin ölümsüz yüce insan.😁♥️🇹🇷

MiLaReSoL7 ay önce: harikasın...

all oz7 ay önce: YÜCE ATAM; ne güclü bir ülke kurmuşsun ki, hala yıkılmadan ayakta...

Gürsel Tunç7 ay önce#BüyükBaşkomutanATATÜRK

T.C Sahra Gözde Gezgin7 ay önce: Bu yeryüzünde Atamdan başka bir lider ve başka bir başkomutan yoktur. Bunun aksini söyleyenler sadece ve sadece kendilerini kandırırlar. Bu arada çok güzel düşünmüşsünüz Erhan Bey. Lütfen devam edin ve bana kalırsa 10 dakika yetmez.Sizden ricam biraz daha uzun süreli olsun. Sevgilerimle.

Gülcan Atalay7 ay önce: binlerce teşekkürler iyi ki varsınız Mustafa ile dinleyeceğim hemde defalarca çok duygulandım ağlaya bilirim sağolun

Sevda Karagöz7 ay önce: yüreğinize gönlünüze sağlık aydınlığın sesi iyi ki varsınız

11 Ocak 2019 Cuma

CİLT-I MİLLÎ MÜCADELE’YE GİDİŞ CİLT-II MİLLÎ MÜCADELE’YE GİDİŞ * MİLLÎ MÜCADELE’YE GİRİŞ CİLT-III MİLLÎ MÜCADELE’YE GİRİŞ * MİLLÎ MÜCADELE (Gönderen: Emine Gürsoy Naskali (BAYAR)


CİLT-I MİLLÎ MÜCADELE’YE GİDİŞ

CİLT-II MİLLÎ MÜCADELE’YE GİDİŞ 
* MİLLÎ MÜCADELE’YE GİRİŞ

CİLT-III MİLLÎ MÜCADELE’YE GİRİŞ 
* MİLLÎ MÜCADELE

“Atatürk’ün mutad sofrasında bulunuyordum. O akşam davetlilerin sayısı azdı. Ancak beş altı arkadaştık. Büyük adam hayatından bahsediyordu. Biz de vecd içinde kendisini dinliyorduk. Birden sustu, hepimizi ayrı ayrı süzdü. ‘Arkadaşlar, beni ilk gördüğünüz zaman hakkımda nasıl bir fikir edindiniz, anlatır mısınız?’ dedi ve bakışlarını benim üzerimde topladı. Anladım ki, önce benim konuşmamı istiyordu.” Celâl Bayar, o akşam, Millî Mücadele’nin ilk yıllarında Atatürk’le tanışmalarını, Atatürk’ün kendisinde bıraktığı ilk tesiri samimiyetle kısaca anlatır ve şöyle devam eder: “İçimden gelen samimi ve gerçek sözlerim, çelik gibi sağlam bir iradeye sahip olan büyük adamın tevazu duygusuna dokunmuş olmalı ki hafif bir sesle ve çekingen bir edâ ile sordu: – Bunları yazdınız mı? – Hayır. – Rica ederim, yazınız. O zaman bu, benim için bir emirdi. Nur içinde yatsın, irtihalinden sonra bir vasiyet olmuştu. Bunun içindir ki bu kitabı yazmaya başladım ve Ben de Yazdım adını verdim. Ben de Yazdım kitabı Mütareke’den bu yana, Millî Mücadele’yi, Büyük Millet Meclisi’ni ve Hükümeti’ni, Cumhuriyet’in ilk devirlerini, Atatürk’ü ve devrimlerini bütün yönleriyle ele alacaktır. Celâl Bayar”

Elinizdeki eser, Baha Matbaası tarafından 1967-1972 yılları arasında 8 cilt olarak yapılan baskı esas alınıp 3 cilt halinde düzenlenerek yayıma hazırlanmıştır. Kitabın kaynakçası ve dizini dışında, metne müdahalede bulunulmamıştır.

Yılı: 2019
ISBN : 9786052956465
Genişlik: 16,5
Yükseklik: 23,5
Sayfa Sayısı: 2768
"Celâl Bayar" Kitapları Bu yazarın tüm kitapları için tıklayınız.

24 Aralık 2018 Pazartesi

GÜMÜŞLÜK MELEĞİ isimli kitaba dair… "İSMAİL GÜNER" -Benzer Yazılar: “Kuantumun Gücü” isimli kitaba dair...

GÜMÜŞLÜK MELEĞİ isimli kitaba dair…
İsmail Güner

Sevgili Serpil Ciritci’nin GÜMÜŞLÜK MELEĞİ isimli kitabını bir solukta okudum:
Benzer Yazılar:
“Kuantumun Gücü” isimli kitaba dair...
Kuantum Yaşam Koçluğu Uzmanı ve aynı zamanda bir ressam, karikatürist, şair ve yazar olan Ciritci, kişisel gelişim yolculuğunda yaşadıklarından yola çıkarak yazdığı GÜMÜŞLÜK MELEĞİ adlı romandaki olayları anlatırken; karakterleri daha belirgin kılan anlatım imgesiyle, okuyucuyu yer yer hüzünlü, sevgi ve naiflik kokan etkileyici bir üslupla çok ustaca kaleme almış…
Hayatın temelinin sevgiye dayandığının altını çizen yazar, kuantum dokunuşuyla aşk hikâyelerini işleyerek bir bütünleşme örneği sergiliyor âdeta...
O, hayatın her hâlini yaşamış ve hayatın zorlu yaşamından öğrenmiş bir insandır.
Bir yazarı yok edebilecek tek şey ölümdür…
Lakin ölümün yok edemediği tek şeyse, bir yazarın yazdığı iyi bir yazıyı veya eseri yok edemez.
O, bir seher yıldızı... her seher vaktinde insana yeni güne yeni bir yaşamı muştular.
Yüreğinin derinliğine insan öğesini koymuş olan Serpil Ciritçi, İstanbul, Adana ve Bodrum/Gümüşlük üçgeninde geçen, yer yer hüzünlü, aşkı sevdayı, sevgiyi anlatan bu kitap, aşk acısını derin yansıtmış.
Yazar, yazmış olduğu GÜMÜŞLÜK MELEĞİ isimli romanında kuantum dokunuşlar yaparak, çağların acı sevdaları olan Mem û Zîn, Leyla ile Mecnun, Şirin ile Ferhat’ların dermansız aşklarını iyileştirebileceğini gösteriyor adeta bize…
Yüreğinin derinliğine insan sevgisini koymuş olan sevgili Serpil Ciritçi, bu eseriyle; çağımızın insan ilişkilerini hakikatsel bir özle buluşturan denge unsuru derinliği; evrensel bilinçaltı ile işlemiş…
Ayrıca, Ekim 2018 yılında kendisinden sertifikalı Kuantum Yaşam Koçluğu ve NLP eğitimi aldım.
O, işinin ehli olan bir insan…
İsmail GÜNER
17 Aralık 2018 / İsviçre
Serpil Ciritci’nin Web Sayfası: https://kuantumyasamakademisi.com/

14 Eylül 2018 Cuma

“Kuantumun Gücü” isimli kitaba dair... "YAZAR: Yaşam Koçu ve Kişisel Gelişim Uzamanı Serpil Ciritci" - Uzun yıllar kamu ve özel şirketlerde görev aldıktan sonra insanlara duyduğu sonsuz ve koşulsuz sevgiyle bir terapist ve yaşam koçu olarak eğitimlerini tamamlayan ve aynı zamanda bir ressam, karikatürist, şair ve yazar olan Ciritci, Kuantum Felsefesini sade belirgin bir dille okuyucuya aktarıyor...

“Kuantumun Gücü” isimli kitaba dair...
İsmail GÜNER

Gözlemlediğim kadarıyla Batı fizikçilerinin kuantum felsefesi; çoğunlukla dağınık bilgi üzerine kurulu...

Fakat Kuantum Yaşam Koçu ve Kişisel Gelişim Uzamanı Sevgili Bilge’m Serpil Ciritci’nin “Kuantumun Gücü” isimli kitabını bir solukta okudum:

Uzun yıllar kamu ve özel şirketlerde görev aldıktan sonra insanlara duyduğu sonsuz ve koşulsuz sevgiyle bir terapist ve yaşam koçu olarak eğitimlerini tamamlayan ve aynı zamanda bir ressam, karikatürist, şair ve yazar olan Ciritci, Kuantum Felsefesini sade belirgin bir dille okuyucuya aktarıyor...

Düşünün ki; bir insan kitaptaki bütün bilgileri olduğu gibi -hem seminerlerinde hem de görsel medyada- nasıl aktarabilir?

İşte Sayın Ciritci, bu olmazı oldurur yapan; kültürlü bir şahsiyet olma erdeminin zirvesini tırmanmıştır.

Ayrıca her ne kadar Kuantum Yaşam Koçluğu ve Kişisel Gelişim Uzmanlığı birinci derece önceliği olsa da; dünyayı yöneten 21.yy kapitalizminin yerini almaya çalışan iktisatçı planlamacılarına yön verecek akademik olgunluğuna erişmiş düzeyde olduğunu öngörmekteyim...

Bu şaheseri okuduğunuzda bilinciniz gittikçe yükselir... bakışınız... anlayışınız değişir ve derinleşir.

Açıkçası her cümlesindeki tüm kelimelerin; zihninden çok yüreğinden özenle aktığını göreceksiniz.

Evet, yine kesinlikle söyleyebilirim ki; bu eser hayatınızı anlamlı kılmak için elinize sihirli bir değnek veriyor!

Hâsılıkelâm

Hâsılıkelâm O’nun sözleri üzerine söz söylemek haddime değil!
Eserinin önsözündeki şu pasajı alıntılayarak buraya alıp sözü kendisine bırakıyorum:

“Bir kişisel gelişim uzmanı, yaşam koçu ya da psikolog sizi, bu pazaryerinde dolanırken karşılaştığınız kargaşadan çekip alabilir. İzleyeceğiniz yolun işaret direklerini dikerek o yolda size arkadaşlık edebilir. Ancak unutulmaması gereken nokta şudur ki; o yolu yürümesi gereken sizsiniz. Kuyudayken size bir ip atılmıştır; ama o ipi tutması ve tırmanması gereken yine sizsiniz. Hiçbir insan sizin yerinize bunu yapamaz. Bir konuda bilgi ya da yardım almak istiyorsanız mutlaka araştırın. Yaptığı işe zaman ve emek vermiş olanları seçin. Diğer türlüsü kafanızı karıştırmaktan başka işe yaramaz.

Klasik bir kişisel gelişim kitabı okumayacaksınız. A’dan Z’ye Kuantum Felsefesini ve bu konunun kapsadığı her başlığı belli bir en kolay anlayabileceğiniz bir sıralamayla okuyacak ve kitabı bitirdiğinizde puzzle’daki en büyük parçayı yerine yerleştirmiş olacaksınız. Bu kitabı yazmaktaki amacım elinizdeki parçaları koyacağınız yerlere bir nebze de olsa ışık tutabilmek. Bu nedenledir ki şu andan itibaren bu konulara dair okuyacağınız her kitap, sizin için çok daha anlaşılır ve net olacak. Hatta ne tür kitaplar okuyacağınıza dair ciddi bir anlayış bile geliştirmiş olacaksınız.”

Evet, ben de bilinçaltı gücü ile ilgili araştırma yaparken sevgili Bilge’m Serpil Ciritci’nin kendisiyle karşılaştım. İyi ki de karşılaşmışım; biyolojik bilgisayarıma yeni bir enerji formatı attı ve ne kadar çoğaldım bilemezsiniz...

5 Ağustos 2018 / İsviçre
İsmail GÜNER
Sosyal medya hesapları;
YouTube,
Facebook,
Instagram
Kişisel Web Sayfası: https://kuantumyasamakademisi.com/

22 Mayıs 2018 Salı

Itır kokusuyla hoş olmak!.., "İsmail GÜNER" Öyküler...

Itır kokusuyla hoş olmak!
İsmail GÜNER, 
Öyküler...

Dün, birkaç görüşme yaptıktan sonra biraz da kitap okudum. Gözüm saate ilişince fark ettim; gece yeni güne devrilmiş. Günlük görüşmelerimden mi yoksa okuduğum kitabın bende bıraktığı duyguların mı bilmem ama üzerime çöken hüznün etkisiyle gözüme uyku girmiyordu bir türlü. Oysa sabah saat sekizde randevum vardı. –yirmi iki yıllık aile doktorum emekliye ayrıldığı için kendisinin yerine gelen yeni aile doktorumla tanışacaktım.- Sonra dalıp gitmişim. Akşamdan kurduğum telefonumun alarm sesiyle uyandım. Üstümü çarçabuk giyinip yola koyuldum. Her sabah evrene ettiğim şükür niyetlerimi sıralamak için zaman kalmamıştı. Tren garına varana dek yolda sesli sessiz bir kısım şükür niyetimi peş peşe sıralayarak yürüdüm. Yürürken yoldan gelip geçenler garip garip bana bakıyordular.

Chur’da trenden inip doğruca doktorun yazıhanesine gittim. Kapı önünde durup zile bastım. Kadın asistan karşıladı beni. “Günaydın Bay Güner, oturun lütfen,” dedi. “Bay Bonano birazdan burda olur. Sigorta kartınızı alayım. Siz de şu yeni kayıt formunu doldurun lütfen…”

Ben kayıt formunu doldururken içeriye genç biri girdi. Doktormuş meğer. Eski dosyamı asistanından isteyerek beni ofisine davet etti. İlkin yeni göreve başladığı için kendisini tebrik ettim. Daha sonra bazı konular üzerinde sohbet etmeye başladık. Sohbetimiz evde yaptığım meditasyon teknikleri üzerinden başladıysa da genelde sağlık üzerineydi.

“Bay Bonano,” diye söze başladım. “Geçenlerde kendime yeni bir aile doktoru seçmek için tren istasyonunun yanındaki yeni sağlık merkezine gittim. Fakat var olan on beş Allgemeinde (genel doktor) doktorun hepsi de ful doluydu. Kendime doktor bulamadım anlayacağınız.”

Yüzüme baktı. Gülümseyerek: “Peki, burayı yani beni niye tercih etmediniz?” diye sordu.

“Çünkü o mekân yeni… Bu eski mekândan dolayı burayı tercih etmek istemedim. Bir diğer husus; geçen yılsonu Zürich’te başka bir doktora gitmiştim. Aile doktorunun onayını almam gerekiyormuş. Bu yüzden faturanın bir miktarını kendim ödemek zorunda kaldım. Geçenlerde sigortama gidip aylık limiti yükselttim. Aile doktorumun onayı olmadan istediğim yerde istediğim doktora gidebilirim artık. Geçen ay yıllık test yaptırmak için kulak burun boğaz doktoruna gittim. O da emekliye ayrılmış, yerine yeni İsviçreli Romanş dili konuşan genç bir kadın doktor gelmiş. Sonra kendi kendime ‘Geçen ay aynı mekânda yeni bir doktora gittim. Buraya da pekâlâ gidebilirim,’ dedim.”

İstifini bozmadan: “İstediğiniz aile doktorunu tercih etmekte özgürsünüz Bay Güner!” dedi.

“Size bir şey sorabilir miyim Bay Bonano?” dedim.

“Lütfen..!” dedi.

“Yeni sağlık merkezinde onca doktor olmasına rağmen neden Graubünden Kanton’unda doktor eksikliği var, bu doktor sınırlamasını kim belirliyor? Eğer bu sınırlamayı Kanton Başkanı yapıyorsa onu Federal Meclise şikâyet etmeyi düşünüyorum. Bir sürü genç başıboş sokaklarda dolaşıyor Bay Bonano!”

“Kanton Başkanı’yla ilgili bir sorun değil! Fakat yeni genç doktor adaylarını buraya çekmek için modern sağlık merkezleri inşa edebilir. İsviçre’de sadece dört tane tıp fakültesi var. Yüz doktor emekliye ayrılıyor fakat yerine de seksen yeni genç geliyor sadece. Tıp fakültesini orda bitiren o kantonda iş bulup kalıyor ya da orada eşiyle birlikte kaldığı için gelemiyor. “

“Peki, yüz doktor emekli oluyorsa neden yerine yüz on veya yüz yirmi yeni doktor yetiştirilmiyor Bay Bonano?”

“Bu ülkede tıp fakültesini bitirmek kolay değil de ondan!”

”Bu kantonda Almanca, İtalyanca, Romanşça üç resmi dil var. Romanşça dilini konuşanların da beş diyalekçesi var. Siz İtalyan asıllı ve İtalyanca konuştuğunuz için burayı tercih ettiniz sanırım…”

“Evet, bu kantona gelmemin nedenlerinden birisi bu üç resmi dilin ikisini konuştuğum için tercih ettim.”

Konuşmalarımdan bir şeyler çıkarmış olmalı ki; “her şey yolunda mı Bay Güner?” diye sordu.

“Bundan uzun süre önce teknoloji sayesinde, kendi içindeki ışığı ile insana huzur veren bir evrensel düşünce bilgesini buldum. O bilgenin ışığıyla bilinçaltımdaki negatif düşünceleri temizleyerek huzura kavuşuyorum…” dedim.

Yüzünde bir gülümseme belirdi. Gözlerine baktım. Gözlerinin içi ışıldıyordu adeta. Başıyla onayladı beni. Daha sonra süresi dolmuş olan yıllık eczane reçetemi de yazıp verdikten sonra teşekkür ederek yanından ayrıldım. Tekrar eve dönmek için –ev dediysem de şimdilik bir stüdyo; yani geçici bir yer- tren garına gittim. Bu kez hızlı trene değil köy köy duraklarda duran trene bindim.

Yaklaşık bir haftadan bu yana -mayıs olmasına rağmen- dağların yükseklerine kar, alçak yerlerine de her gün yağmur yağıyordu. Bugün ise hava günlük güneşlik… Bu güneşli havada yürüyüş yapmamak olmazdı. Eve varmama üç durak kala trenden indim. Güneşle öpüşerek yola koyuldum… Titreşim alanımdaki dorukları karlı manzaranın birkaç karesini de çekmeyi ihmal etmedim. Patika yoldan yürüyerek, kuşların cıvıltısı, börtü-böceğin arasından uçuşan arı vızıltısı binbir ses harmonisi oluşturmuş, baharın son demi ilkyazın başlangıcı bahçelerde türlü renklerde açan ıtır çiçeklerinin kokusuyla bir hoş oldum…

Ey evrenin parçası olan insanlık; 0-7 yaş arasında oluşan bilinçaltı çocukluğum yaralıdır… Bu yaşıma dek -bilerek veya bilmeyerek- bazı kimseler yaralı yanıma durmadan tuz bastı. Yaralı bilinçaltımın acısından dolayı zaman zaman istemeyerek de olsa birçok kişiyi kırdım. Ve bu bende büyük kayıplara neden oldu. Bu kayıplar arasında hemen hemen bir çeyrek asır hayatımı paylaştığım insan da vardı. O insana aynalık yaptım. 0-5 veya 0-7 yaş arasındaki bilinçaltının yaralı çocukluğu bana çekildi ve birlikteliğimiz süresince o yaralı bilinçaltının olumluya meyletmesi için gözlerini açtım diye düşünüyorum… Lakin yaklaşık bundan sekiz ay evvel bilinçaltı yaralı yanımın -kendimin onun beyninden silinmesine sebep olduğumu- söylemişti bana. Ayrıca ‘İnsanları sevmeye çalış İsmail’ cümlesi üzerinde aylarca düşünüp durdum. Sarsılmıştım. Umutsuzluk içindeydim. Şefkatli gardaşım uzakta da olsa desteğini benden esirgemedi.

Sonra bundan birkaç ay önce bu harika teknoloji üzerinden bu kâinatın aynası ve de Tanrı’nın özü bilgem sayesinde ‘evrende iki büyük enerjinin olduğunu ve en büyük enerji potansiyelinin sevgi olduğunu, ikinci büyük enerjininse korku’ olduğunu idrak ettim. Tabi ki bende tercihimi yine sevgiden yana yaptım. Beyninden beni silen insanı da sevgiyle uğurlamak düşer diye ikna ettim kendi kendimi…

Hani Anadolu topraklarında bir deyim vardır, “Doğanın kanunudur; çocukluğu sıkıntıyla geçenlerin bazıları ya zalim olur ya da âlim…” Ne mutlu bana ki çok şükür kimseye zulüm etmedim.

Henüz katılımcı bir edebiyatçı olamadıysam da izleyici bir edebiyatçı olarak şu an yayımlanmış birkaç eser kaleme aldım. Şu anda henüz yayınlanmamış bir eserimin yazımı da bu yıl içinde tamamlanmak üzere… Umarım tensel ömrüm uzun sürer ve sağlıklı olur da evrendeki en büyük enerjiye kavuşarak katılımcı bir edebiyat eseri sizlere muştularım.

Evrenin bolluk ve bereketi sizlere aksın…

Sizler mutlu olun ki bizde huzur bulalım…

Sevginin ışığı dermanınız olsun…

Vicdanımdır kıblegahım mademki ben bir insanım!
***
18 Mayıs 2018 / Chur - İsmail Güner